Yaşamaya dair

Çetin Altan’ın zamanında çok paylaşılan bir yazısı vardır; “Limonata ve Rafadan Yumurta.” Çetin Altan bu yazısında uzun uzun limonata yapmanın ve kahvaltıda yumurta pişirmenin inceliklerinden, yöntem çeşitliliğinden bahseder. Yazıyı okumadıysanız okuyun; Çetin Altan aslında yaşamdan haz almanın bir kültür olduğunu ve her insanda bulunmadığını anlatır.

Yaşamdan haz almak gerçekten bir kültür, öyle ya Nazım’ın bir dizesindeki gibi “...kimi insanlar otların, kimi insan balıkların çeşidini bilir / ben ayrılıkların / kimi insan ezbere sayar yıldızların adını / ben hasretlerin..” Şevkle yaşayanlar, yaşamı ciddiye alanlar için ayrılık da hasret de insana dair ve bu burukluklardan sanatsal üretim çıkıyor. Attila İlhan gibi bir yaşam ustasının “ayrılık da sevdaya dahil” dizesi mesela...Otların ve balıkların çeşitlerini bilenler, bir çiçekle konuşarak, suyunu vererek, toprağına bakarak çiçeği büyütenler, içtiği şarabın hangi üzümden yapıldığını merak edenler, yaşamayı ciddiye alan insanlar, kısaca medeniyet denen kavramın taşıyıcıları.

Siyasetin çoraklığından, yaşadığımız şehirlerin keşmekeşinden bazen uzaklaşmak gerekiyor hem ruhen hem de kültürel olarak.

Mesai saati bitiminde Maslak’tan Beşiktaş’a 1.5 saatte varmanın ya da Zincirlikuyu metrobüs durağında bir miting kalabalığı ile boğuşmanın ruh yaralarını, asma yapraklarıyla kaplı dar sokaklardan bir taş evin balkonunda biraz koyun peyniri, biraz zeytin, domates ve Bozcaada şarabıyla tedavi edebilirsiniz.

Heredot’un Bozcaada ile ilgili “Tanrı, Bozcaada’yı insanlar uzun ömürlü olsun diye yaratmış” dediği rivayet edilir. Rum mahallesindeki Madam Niça’da bir patiska kahvaltısı yaparak güne başladığınızı düşünün. Alaçatı’nın lavanta kaplı sokaklarında yürürken ya da Urla’da Necati Cumalı’nın evinin önünden geçerken yaşamın içindeki o kültürü ve hazzı duyarsınız.

Yaşamak için şevk duymak değerlidir. Kimi insan küçük balkonunu çiçeklerle bezeyerek ve çiçekleri için emek harcayarak yaşamını güzelleştirir. Kimi insan da en lüks evde asık suratla oturmayı yaşamak sayar. Kimi insan bir müzik aleti çalarak kendini gerçekleştirir kimi insan da ıslık çalmayı bile ayıp sayarak ömrünü geçirir.

Bakın Çetin Altan bahsettiğim yazısında yaşam sevgisinden nasıl bahsediyor:

“Yaşam sevgisi bir kültürdür. Tıpkı çiçek sevgisi, tıpkı müzik sevgisi, tıpkı yüzme sevgisi gibi...
Bu sevgi ya vardır, ya yoktur.
Böyle bir sevgi pekişmemişse; orada insanlar, ne yaratıcı bir yaşama, ne sağlıklı bir aşka, ne keyifli bir yücelmeye fazla kulaç atamazlar...
Kafası yarım kesik bir horoz gibi, çırpınır, bunalır, önüne geleni suçlar; ne istediğini, ne aradığını, daha doğrusu ne halt edeceğini bir türlü tam kestiremez ve kendilerini de, canım yaşamı da ziyan zebil ede ede, sönüp giderler.
Yaşam sevgisi; enerjinin, yaşam zevkini kuşaklar boyu ortaklaşa yoğurmasından oluşur.
Enerji yoksa orada sadece kurnazlık vardır. Kurnazlık da, yaşam sevgisiyle yaşam zevkinin en amansız celladıdır.”

Yaşamayı sevin dostlarım; acısıyla tatlısıyla hayat size bu hazzı fazlasıyla sunacaktır. Bazen Nazım’ın bir dizesinde bazen bir kedinin başını okşarken, bazen adaletsizliğe karşı bir kavganın içinde, bazen Nuri İyem’in bir tablosunda ya da bir Ruhi Su türküsü mırıldanırken, dostlarınızla bir derdinizi paylaşırken ya da bir fıkraya gülerken alacaksınız yaşamdan o hazzı...

ETİKETLER

Tümü Dr. Gürbüz Çapan - Diğer Yazıları

Corona günlüğü 20.03.2020
Vatan ki; Hatıralar Toplamıdır 29.02.2020
Yaşamaya dair 15.02.2020
1,2,3 daha fazla Kanal İstanbul! 01.02.2020
Entelektüel kimdir? 18.01.2020

Editörün Seçimi